Bir Hüzünlü Rüzgar: Marilyn Monroe

Bir Hüzünlü Rüzgar: Marilyn Monroe
0 Beğen
0 Yorum

Marilyn Monroe’nun o meşhur iç döküşünü hatırlar mısınız? "Kimseyi kandırmadım; ama insanların kendilerini kandırmasına izin verdim," derken aslında bir efsanenin değil, aynadaki o yabancı kadının, Norma Jeane’in kırgınlığını fısıldıyordu.  Marilyn’in hikayesine bakacak olursak, karşımıza bir film şeridi değil, bir ruhun parça parça dağılışı çıkar.

 

Parıltılı Bir Yalnızlığın Anatomisi

Belki de her şey, 1926 yılının o Haziran sabahında, Los Angeles’ın aldatıcı ışığında başladı. Norma Jeane olarak doğan o küçük kız, hayata bir sıfır mağlup, kalbi daha o zamandan kırık bir "emanet çocuk" olarak atılmıştı. Annesinin zihnindeki o karanlık dehlizler, küçük Norma’nın sığınacağı tek limanı, çocukluğunu elinden almış; onu aileden aileye savrulan, köşe başlarında sevgiyi dilenen mahzun bir silüete dönüştürmüştü.

 

Yaratılan Bir Karakter, Kaybedilen Bir Ruh

Hollywood’un o acımasız çarkları dönmeye başladığında, dünya "Marilyn" adında bir ilah yarattı. Fakat bu ilah, kartonpiyerden bir dekorun önünde, spot ışıklarının altında üşüyen o küçük kızın üzerine giydirilmiş ağır bir kostümdü sadece. Sinema salonlarının loşluğunda ona hayranlıkla bakan milyonlar, perdedeki o buğulu sesin ardındaki hıçkırığı hiç duymadılar. Gentlemen Prefer Blondes ya da Some Like It Hot filmlerinde kahkahalar atan o kadın, aslında kendi cenazesine en şık elbisesiyle katılan bir yas tutucudan başka birisi değildi.

 

Aşkın Beyhude Aranışı Evlilikleri...

Ah, o hiçbir zaman ısınmayan yuva arayışları! James Dougherty ile başlayan o erken kaçış, Joe DiMaggio’nun kıskançlıklarla örülü sert sevgisi ve nihayet Arthur Miller’ın entelektüel ama mesafeli dünyası... Hiçbiri, Marilyn’in içindeki o dipsiz boşluğu doldurmaya yetmedi. O, bir "oyuncu" olarak rüştünü ispat etmek isterken, dünya onu sadece arzunun bir nesnesi, afişlerin süsü olarak görmekte direndi. Üst düzey stüdyo yetkililerinin karanlık odalarında, o pırıltılı kariyerin bedeli ruhunun her gün biraz daha örselenmesiyle ödendi.

 

Sırlar ve Sessiz Bir Veda

Ve sonra o tehlikeli sular... Kennedy ailesinin görkemli ama tekinsiz gölgesi, mafyanın karanlık fısıltıları... Marilyn, şöhretin doruğunda ama aslında uçurumun tam kenarındaydı. Bildiği sırlar, kalbinde taşıdığı o ağır yükle birleşince, 5 Ağustos 1962 gecesi o meşhur otel odasında zaman duruverdi.

O gece, sadece bir yıldız sönmedi; aslında hiç var olmamış bir Marilyn illüzyonu, asıl sahibi olan Norma Jeane’i de yanına alarak sonsuz bir sessizliğe büründü. Resmi raporlar "intihar" dese de, o oda aslında yılların biriktirdiği bir kırgınlığın, anlaşılamamanın ve o büyük yalnızlığın son sahnesiydi.

Marilyn Monroe, bugün hâlâ bir rüzgâr gibi esip geçiyor hatıralarımızdan. Fakat o rüzgâr, bir bahar esintisi değil; her zaman biraz üşüten, hep bir şeylerin eksik kaldığını hatırlatan o hüzünlü, solgun bir sonbahar rüzgârı...

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın