Modern toplumun en büyük problemlerinden biri, insanların artık düşünceler üzerinden değil, kimlikler üzerinden hareket etmeye başlamasıdır. Bugün birçok insan bir fikri doğruluğu üzerinden değerlendirmiyor. Ait olduğu çevrenin ne söylediğine bakıyor, ona göre pozisyon alıyor. Böyle bir ortamda düşünce geri çekiliyor, aidiyet duygusu belirleyici hâle geliyor.
Biz giderek daha fazla kutuplaşan bir toplum hâline geliyoruz. İnsanlar aynı olaylara bakıyor ama tamamen farklı gerçeklikler görüyor. Aynı cümleler farklı anlamlar taşıyor, aynı tarih farklı şekillerde anlatılıyor. Ortak hafıza parçalandıkça ortak zemin de zayıflıyor.
Toplumsal Hafıza Akımı bu durumu ciddi bir toplumsal kırılma olarak görür. Toplum, birbirini anlamaya çalışan bireylerden uzaklaşıp birbirine karşı konumlanan gruplara dönüşüyor. Herkes kendi düşünsel alanına çekiliyor, kendi doğrularını tekrar ediyor, yalnızca kendi tarafının sesini duyuyor. Bu durum zamanla toplumsal bağları da aşındırıyor.
Kimlik krizinin en tehlikeli taraflarından biri, eleştirel düşüncenin zayıflamasıdır. İnsanlar kendi tarafını sorgulamaktan kaçınıyor. Karşı tarafı anlamaya çalışmak bile çoğu zaman tepkiyle karşılanıyor. Böyle bir atmosferde düşünmek yerine saf tutmak öne çıkıyor.
Biz bugün yalnızca siyasal bir kutuplaşma yaşamıyoruz. Daha derin bir parçalanma sürecinin içinden geçiyoruz. İnsanlar ortak meselelerde bile ortak bir dil kurmakta zorlanıyor. Tartışmalar çözüm üretmiyor; gerilim üretiyor. Toplum aynı coğrafyada yaşayan ama birbirine giderek uzaklaşan yapılara dönüşüyor.
Toplumsal Hafıza Akımı kimlikleri bütünüyle reddetmez. Her toplum farklı aidiyetler taşır. Ancak aidiyetin düşüncenin önüne geçmesi, toplumsal çözülmeyi hızlandırır. Ortak bilinç zayıfladığında, toplum yalnızca taraflardan oluşan kırılgan bir yapıya dönüşür.
Bizim savunduğumuz şey ortak bir toplumsal zemindir. İnsanların aynı düşünmesi gerekmez; ancak birbirini anlayabilecek bir ortak alanın korunması gerekir. Ortak hafıza olmadan ortak gelecek kurulamaz.
Sonuç olarak bugün yaşanan kimlik krizi yalnızca bireysel bir yönelim sorunu değildir. Bu durum, toplumun birlikte düşünme kapasitesini kaybetmeye başlamasıdır. Ortak gerçeklik duygusu zayıfladığında ise toplumun iç bağları da giderek çözülür.


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın