Feminizm, yüzyıllar boyunca ataerkil topluma karşı kadın haklarını savunmak üzerine şekillenmiş bir akımdır. Edebiyatta feminizm ise 18. yüzyılda görünmeye başlanmış; her ırktan ve renkten kadının yazılarında şiirlerinde karşımıza çıkmıştır.
Tarih boyunca kadınların toplum içerisinde yaşadıklarına güçlü bir eleştiri olarak gördüğümüz feminist edebiyatın veya feminizm ögelerinin edebiyatta kullanılması maalesef ki günümüz modern edebiyatında sadece bir kelime, bir süs olarak görülmektedir.
Peki son zamanlarda feminizm kullanılarak satış projesi haline gelmiş olan kitaplarda feminizm sayılan ancak alakası olmayan konular veya ögeler nelerdir? Bu metnimde sizlere bunu anlatacağım.

Not: Küçük Bir Hatırlatma
Feminizm sanılanın aksine erkeklerden nefret etmeyi savunmaz. Ya da kadının erkeklerden üstün olduğu düşüncesini benimsemez. Feminizm, kadınların da erkeklerle eşit haklara sahip olmasını savunur. Toplumsal cinsiyet rollerini yıkarak erkeklerin de ataerkillikten özgürleşmesini hedefler.
1-Bu Kitapların İçeriği Nedir?
Kendilerini feminist olarak ilan eden yazarlar ve onların karakterlerine şöyle uzaktan bir baktığımızda ya da kitabı arka kapağından yargıladığımızda gözümüze değen ilk şey, bu kadın karakterlerin 'güçlü' olduğudur. İlk başta bu kitapları kadın karakter güçlü ve artık bir norm haline gelmiş olan savunmasız kadın karakter algısı çiğnenmiş diye düşünerek okumaya başlarız ancak işler aslında yine eskisi gibidir.
Bu eskisi gibilik durumunu açıklamak gerekirse, kadın karakterlerin davranışları tamamen erkekleri yansıtıyor. Bu ne demek? Kadının sert ve güçlü olduğunu kanıtlamak adına burnu kalkık tavırları, erkeklerden nefret ettiğini ve ağzının bozuk olduğunu görürüz. Bu tip karakterlerin okuyucuyla bütünleşmesi resmen imkansızdır çünkü karikatürize bir yapısı bulunmaktadır. Kadının özgürlüğünü tamamen yanlış olarak anlatır yazar. Güçlülük kavramı kişinin şiddete başvurması değildir. Aksine şiddete başvurmak, kişinin kendisini kontrol altına almasının ne kadar da zor olduğunu, duygularını kontrol etmede sorunlar yaşadığını görürüz. Bundandır ki bu güçlü olarak pazarlanan kadın karakterler aslında kendi kontrollerinin farkında değildirler, duygularını yönetemezler.
Buna benzer kitaplara tabii ki bir sürü örnek verebilirim. Eleştiriyi düzgün yapmak adına örnek vereceğim ilk kitap kesinlikle Ateşpare'dir. Kadın karakterimiz Aşkın'ın V takma adıyla, hukukun cezalandırmadığı erkekleri öldürmesi aslına bakılırsa kurgunun Robin Hood'u olduğunu direkt gösteriyor. Ağzı fazlasıyla bozuk, baya küfürbaz ve kendisine duygusuz soğuk bir maske çizmeye çalışarak güçlü kadın 'duygusuzdur ve küfür etmekten gocunmaz' algısı yaratıyor. Türk hukukunun bir işe yaramadığını iddia ederek(?) bu tip erkekleri öldüren Aşkın'ın daha sonrasında zengin bir adamla gönül eğlendirip tamamen kendi yolundan sapması da kitabın vaddettiği sözde feminizmi direkt yerle bir ediyor.
Verebileceğim bir diğer örnek de okuyucularının güçlü olarak lanse ettiği Sarkaç kitabından Farah Tozlu'dur. Kitabı bayağı bir eleştirdiğim 1000Kitap hesabımda karakterin kişiliğini uzun uzun anlattım fakat birisi de karşıma geçip 'bu karakter güçlü' diye ilan ederse verebileceğim tek cevap, tamamen yazarın kitap arka kapağında ya da sayfaların içerisinde güçlü kelimesini belki de on milyon kez geçirmesi falandır. (Bunlardan birkaçı da Farah'ın Gurur'un kaslarına ne kadar güçlü demesidir ama sayılır mı?)
Son olarak ikinci maddeye geçmeden önce söyleyeceklerim ise ben de bir yazar olaraktan sırf güçlü diye yazılmak istenip tamamen komedi unsuru karakterler yazılmasını mantıksız görüyorum. Eğer ki gerçekten güçlü bir karakter yazmak istiyorsanız, erkeksi davranıp şiddete başvuran veya bir erkeğe diklenip yine o erkeğin kollarında kendisini 'güçlü' ilan eden karakterler yazmamanız gerektiğidir. Metnin başında da anlattığım üzere feminizm, yüzyıllardır hayatımızda olan bir kadın hareketidir ve edebiyatımızda da erkeklere muhtaç olmadan kendi ayakları üzerindeki bir eşit haklar mücadelesidir. Ancak bu kitaplarda gördüğümüz şekilde...
2-Feminist karakter ama bir erkeğe muhtaç?
...bir kadın her zaman güçlü, uzun boylu ve erkeksi bir erkeğe muhtaç durumdadır. Son günlerde karşıma çıkan İnferno kitabının elli sayfasını okudum ve kendisini feminist ilan eden kadın karakter Helen'in şakasız elli sayfa içerisinde bir erkeği tamamen kas yığını olarak görüp sayfalarca dudaklarını ısırıp konuşamamasını, o erkeğin kendi bedenine dokunmasına izin verişini ama sorsanız dünyanın en büyük feministi olduğunu ilan etmesine katlanmak zorunda kaldım. Mantıklı konuşalım, gerçek bir feminist kendisinden faydalanmak isteyen bir erkeğe her ne kadar flört olursa da olsun bir erkeğe direkt boyun eğecek birisi midir? Ya da bu kadın karakter, bir erkek kendisine dokunmaya başladığı anda 'mayışacak' mıdır? Bunu okuyan kadınlardan alacağım cevap kesinlikle hayır olduğudur ve buna da inanmak istiyorum.
Bahsettiğim kitaplarda karşıdaki erkek karakter yakışıklı, karizmatik ve ilgi çekici olduğundan bu erkeklerin kendilerine istediklerinin yapılması izin veriliyor ancak eğer karşılarında kıllı göbekli kel bir adam olsaydı anında çığlığı basarlar ve topuklayıp kaçarlardı.
Yani göreceğiniz üzere yeni nesil edebiyatta kadınların feminist olarak yazılmasına rağmen bu kişiliklerinin sadece karşılarına geçecek bir kas yığınıyla anında buhar olması kabul olamaz.
Kadın kimseye muhtaç olamaz. Kadın kendi ayakları üzerinde durmalı, kendi hakları adına mücadele etmelidir. Aşklar illaki olacak ama bu aşklarda bile kadının kendi iradesinin resmen hiçe sayılıp her normal kadının ters reaksiyon vereceği durumlarda hiç sorun etmeden kabul etmeleri bilmem sadece bana mı tuhaf geliyor?
3-Kapanış (Son bir Eleştiri)
Yazılarımı fazla uzatmama taraftarıyım. Eğer daha fazla konuşursam herkesin kafasını daha da bulandıracak hatta öfkelendirecek sözler söyleyebilirim fakat buna gerçekten gerek duymuyorum.
Eleştirimin ve kitaplardaki aslında gördüğümüz duruma yönelik son diyeceklerim ise şudur: bunu yazan kadın yazarlar kendi fantezilerini yazıyorlar.
Yanlış duymadınız, evet. Bir fantezi.
O yazdıkları erkek karakterler aslında kendilerinin istedikleri kişilikler. O kadınlar ise aslında kendileri. Karşılarına öyle bir erkek gelse anında o yazdıkları karakterler gibi davranacaklar ve kendilerine ait bir ıslak rüya yazıyorlar. Ancak fazla tepki gelmesin diye de kadını tamamen başına buyruk, gerçek bir kadın hakları savunucusu olarak betimliyorlar. Nitekim bu tür kitapları okuduğunuzda ve karakterin nasıl yazıldığına veya sahnelerde nasıl davrandığına şöyle bir göz attığınıza göreceğiniz şey, yazarın karakteri resmen hamur gibi durmadan yoğurup kendi istediği şekillere getirmesidir.
Yani?
Siz bazılarınız... Yazar değilsiniz. Para kazanma uğruna yüzyıllardır süregelen bir mücadeleyi kırık kaleminizin ucuyla çizip atan yazarcıklarsınız.


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın