Toplumsal Hafıza Akımı ve Sahte Kahramanlar

Toplumsal Hafıza Akımı ve Sahte Kahramanlar
0 Beğen
0 Yorum

Modern toplum, yalnızca bilgi kirliliği üretmiyor. Aynı zamanda sahte kahramanlar da üretiyor. Bugün birçok insan, gerçekten mücadele edenlerle yalnızca mücadele ediyormuş gibi görünenleri ayırt edemiyor. Gürültü, derinliğin önüne geçiyor. Gösteri, düşüncenin yerini alıyor.

Biz artık hakikati savunan insanlardan çok, hakikati bir gösteri aracına dönüştüren figürlerle karşı karşıyayız. Sürekli konuşan, sürekli öfke üreten, sürekli dikkat çekmeye çalışan insanlar; toplumun gözünde “cesur” ya da “aydın” olarak konumlandırılıyor. Oysa gerçek cesaret, kalabalığın alkışını almak değil; gerektiğinde o kalabalığın karşısında da doğruyu savunabilmektir.

Toplumsal Hafıza Akımı’na göre çağımızın en büyük problemlerinden biri, görünürlük ile değerin birbirine karıştırılmasıdır. Bir insanın çok konuşulması, onun doğru düşündüğü anlamına gelmiyor. Aynı şekilde yüksek takipçi sayıları, büyük unvanlar ya da sürekli gündemde olmak da toplumsal sorumluluk taşımanın kanıtı değildir.

Bugün birçok figür toplum adına konuşuyor gibi görünse de, aslında toplumun dikkatini yönetiyor. İnsanlara düşünme alanı açmak yerine, hazır öfkeler ve hazır taraflar sunuluyor. Böylece insanlar sorgulayan bireylere değil, yönlendirilmiş kalabalıklara dönüşüyor.

Sahte kahramanların en belirgin özelliği, karmaşık meseleleri slogan seviyesine indirmeleridir. Her soruna hızlı cevap verirler. Her konuda keskin konuşurlar. Şüphe duymazlar, geri adım atmazlar, düşünce üretmekten çok kesinlik dağıtırlar. Bu tavır, modern toplumun hız tutkusuyla birleştiğinde büyük bir etki yaratır. İnsanlar artık uzun düşüncelerden çok, güçlü görünen kısa cümlelere yöneliyor.

Biz burada yalnızca sosyal medya figürlerinden bahsetmiyoruz. Akademide, siyasette, medyada ve kültürel alanlarda da aynı problem giderek büyüyor. Toplumun önüne çıkan birçok kişi, hakikatin taşıyıcısı olmaktan çok, dikkat ekonomisinin bir parçasına dönüşüyor. Görünür olmak, faydalı olmaktan daha önemli hâle geliyor.

Toplumsal Hafıza Akımı bu durumu ciddi bir toplumsal kırılma olarak görür. Çünkü toplum gerçek öncülerini kaybetmeye başladığında, yerlerini gösteri üreticileri doldurur. Düşünen insanlar geri çekilirken, bağıran insanlar merkezde kalır. Böyle bir düzende bilgi derinleşmez; yüzeyselleşir. Tartışmalar gelişmez; sertleşir.

Bizim eleştirdiğimiz nokta tam olarak budur. Toplumun önünde duran insanların yalnızca görünür değil, aynı zamanda sorumlu olması gerekir. Bir toplum, kendisini yönlendiren figürlerin niteliği kadar güçlenir ya da zayıflar. Eğer toplum düşünce yerine gösteriyi ödüllendirmeye başlarsa, zamanla hakikat ikinci plana düşer.

Bugün yaşadığımız krizlerden biri de budur. İnsanlar artık düşünsel ağırlığı olan kişileri değil, duygusal etki üreten kişileri takip ediyor. Sert konuşmak bilgelik sanılıyor. Sürekli öfkeli olmak mücadeleyle karıştırılıyor. Böyle bir ortamda gerçek entelektüel üretim görünmezleşiyor.

Toplumsal Hafıza Akımı, toplumun yeniden düşünceyi merkeze alması gerektiğini savunur. Hakikatin değeri, ne kadar alkış aldığıyla ölçülemez. Gerçek sorumluluk, insanları peşinden sürüklemekten çok, onları düşünmeye zorlayabilmektir.

Sonuç olarak toplumların çöküşü yalnızca ekonomik ya da siyasal nedenlerle başlamaz. Toplumlar bazen yanlış insanları kahramanlaştırdıkları için de çözülürler. Gösteri büyüdükçe düşünce küçülür. Gürültü arttıkça hakikatin sesi daha zor duyulur.

Bir toplum, bağıranı bilge sanmaya başladığında; gerçek düşünce sessizce geri çekilir.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın