Bazı insanlar para kazanır, bazı insanlar zaman kaybeder. Biz ise ikisini de aynı anda yaptık. Çünkü mesele hiçbir zaman para olmadı. Para sadece insanın içindeki boşluğu daha pahalı bir kutuya koyuyor. Açınca yine aynı karanlık çıkıyor içinden.
“Para kolay kazanılmıyor.” dedi Melik.
Haklıydı.
Ama kolay olan neydi ki zaten? Doğmak mı? Her sabah aynı yüzle aynaya bakmak mı? İnsanın kendi zihnini sırtında bir ceset gibi taşımaya devam etmesi mi?
Ben sana “Yemeden gideceksin.” diye takıldım.
Sen gelecekte üzüleceğimi söyledin.
İkimiz de biliyorduk; geleceğin kimseye yeni bir şey getirmediğini. Sadece eski acıları daha profesyonel yaşamayı öğretiyor.
Hayat garip bir kumarhane.
Masaya oturuyorsun.
Birileri aşk koyuyor ortaya.
Birileri kariyer.
Birileri çocuklarını.
Birileri inançlarını.
Biz ise hiçbir şey koyamıyoruz. Çünkü cebimizde umut bile yok. İnsan bazen hiçbir şeyden keyif alamayacak kadar fazla şey görmüş oluyor.
En dip dediğimiz yer, aslında zemin değilmiş. Altında da katlar varmış. İnsan her düştüğünde bunu öğreniyor. Bu yüzden kahkahamız bile biraz küfür kokuyor.
Mutlu insanlar geleceği planlar.
Biz sonumuzu merak ediyoruz.
Yaşamak istediğimiz için değil.
Filmin nasıl biteceğini görmek için.
Çünkü insanın içindeki merak, bazen yaşama arzusundan daha güçlüdür.
Belki de intihar etmeyişimizin sebebi umut değildir. Sadece hikayeyi yarım bırakmayı sevmiyoruz.
Sen çalışıyorsun.
Ben geziyorum.
Dışarıdan bakınca iki farklı hayat.
İçeriden bakınca aynı iki adam.
Birimiz zamanı satıyor.
Diğerimiz zamanı harcıyor.
Ama ikimiz de sonunda aynı sessizliğe yatırım yapıyoruz.
Hırs…
İnsanların kutsal sandığı şey. Ben onun açlıktan başka bir şey olmadığını çok geç öğrendim.
Daha fazla para.
Daha büyük ev.
Daha hızlı araba.
Daha güzel kadın.
Sonra?
Sonra yine aynı tavanı izleyerek uyuyamamak.
Çünkü insanın problemi hiçbir zaman sahip oldukları olmadı.
Eksik olan şey, satın alınabilecek hiçbir dükkanda satılmadı.
Belki de biz yanlış çağda doğduk.
Belki de doğru çağda doğduk ama yanlış ruhlarla. Çünkü bu dünya; çok isteyenlerin dünyası.
Biz ise sadece anlam aradık.
Anlam bulamayınca alay etmeyi öğrendik.
Alay edemeyince sustuk.
Susamayınca yazdık.
Yazınca da insanlar buna edebiyat dedi.
Oysa edebiyat değildi.
Bu, zihnin kendi enkazını tutanak altına almasıydı. Bir gün gerçekten mutlu olursak yazmayı bırakacağız. Çünkü en güzel cümleler, insanın en karanlık gecelerinde doğuyor.
Belki bu yüzden hiçbirimiz iyileşmek istemiyoruz.
Acı, elimizde kalan son dürüst şey olabilir.
Ve bir gün, bütün bu konuşmalar silinecek.
Telefonlar değişecek.
Mesajlar kaybolacak.
İsimler unutulacak.
Ama iki insanın bir gece birbirine itiraf ettiği o görünmez yorgunluk, evrenin hiçbir yerinde kaybolmayacak.
Belki insan dediğimiz şey de budur zaten.
Aynı boşluğa farklı isimler vermeye çalışan iki yalnız yolcu…
Melik’le görünmeze yolculuk…


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın