“Davranış, ne olduğunuzu sözlerden daha iyi anlatır.”
İnsanı anlamanın en eski ve en güvenilir yollarından biri, söylediklerine değil, yaptıklarına bakmaktır. Çünkü sözler çoğu zaman zihnin tasarladığı bir görüntüdür; davranış ise insanın iç dünyasından kendiliğinden sızan hakikattir.
İnsan istediği kadar kendisini başka türlü anlatabilir. İyi olduğunu söyleyebilir, sevdiğini söyleyebilir, dürüst olduğunu, vefalı olduğunu, değer verdiğini, değiştiğini, pişman olduğunu anlatabilir. Fakat bütün bu kelimelerin gerçek anlamını belirleyen şey, onlardan sonra gelen davranışlardır.
Hatta kendimle ilgili bir anekdot vermek isterim. Ben iyi bir insan olduğumu söyleyemem. Lakin kötü bir insan olmadığımı biliyorum.
Söz, niyettir; davranış ise niyetin dünyadaki karşılığıdır.
Bir insanın karakterini anlamak istiyorsanız, kendisini nasıl tanımladığına değil, kimse bakmazken nasıl davrandığına bakın. Gücü eline geçirdiğinde nasıl değiştiğine, çıkarı olmadığında insanlara nasıl davrandığına, kırıldığı zaman ne yaptığına, kendisinden daha zayıf gördüğü insanlara nasıl baktığına dikkat edin.
İnsan, en çok kontrolünü kaybettiği anlarda kendisini ele verir.
Belki de karakter dediğimiz şey tam olarak budur: Sözcüklerin sustuğu yerde ortaya çıkan insan.
Mevlânâ’nın çok bilinen “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” sözü, insanın kendi içinde taşıdığı en büyük çatışmalardan birine işaret eder: Görünmek ile olmak arasındaki mesafeye.
İnsan, başkalarının gözünde nasıl görünmek istediğine çok fazla önem verdiğinde, zamanla kendisinden uzaklaşmaya başlar. Bir süre sonra gerçek kişiliğiyle toplumun önüne sunduğu kişilik birbirinden ayrılır. Dışarıdan bakıldığında kusursuz bir görüntü vardır; fakat içeride başka bir hikâye yaşanır.
Oysa insanın asıl huzursuzluğu çoğu zaman hayatının kötü gitmesinden değil, kendisiyle oynadığı bu oyundan doğar.
Olduğundan başka görünmeye çalışmak yorucudur.
Sürekli iyi görünmek, sürekli güçlü görünmek, sürekli mutlu görünmek, sürekli haklı görünmek… Bunların hepsi insanın omuzlarına görünmez bir yük bindirir. Sahte bir görüntü kurduğunuzda, onu korumak için her gün yeniden rol yapmak zorunda kalırsınız.
Hakikat ise daha sade yaşar.
Gerçekten iyi olan insan, iyi olduğunu ispatlamak için uğraşmaz. Gerçekten seven insan, sevgisini sürekli ilan etmek zorunda hissetmez. Gerçekten güçlü olan insan, gücünü başkalarını ezerek göstermeye ihtiyaç duymaz.
Hakikat, kendisini bağırarak anlatmaz.
Bir ağacın meyve verdiğini söylemesine gerek yoktur. Meyvesi zaten onun adına konuşur.
Bir nehrin aktığını söylemesine gerek yoktur. Sesi, hareketi ve ulaştığı yerler onun varlığını anlatır.
İnsan da böyledir.
Ne olduğunu en çok davranışları söyler.
Bugünün dünyasında ise sözler hiç olmadığı kadar çoğaldı. İnsanlar kendilerini anlatmak için sürekli yeni cümleler kuruyor. Sosyal medya, kişiliğin vitrine dönüştüğü devasa bir alana dönüştü.
Mutluyuz.
Âşığız.
Huzurluyuz.
Güçlüyüz.
Özgürüz.
Kendimizi seviyoruz.
Hayatımızın farkındayız.
Fakat bütün bu kelimelerin arasında insanın kendisi kayboluyor.
Bir insanın ne kadar mutlu olduğunu paylaştığı fotoğraflardan değil, yalnız kaldığında kendi hayatıyla ne kadar barışık olduğundan anlamak gerekir.
Ne kadar sevgi dolu olduğunu yazdığı cümlelerden değil, yanında bulunan insanın kendisini ne kadar güvende hissettiğinden anlamak gerekir.
Ne kadar vicdanlı olduğunu söylediğinden değil, kendisine hiçbir fayda sağlamayacak birine nasıl davrandığından anlamak gerekir.
Çünkü insanın gerçek yüzü, alkışın olmadığı yerde ortaya çıkar.
Kimsenin görmediği bir iyilik, binlerce kişiye gösterilen bir iyilikten daha değerlidir. Çünkü ilkinde insanın karşılığını beklediği bir seyirci yoktur.
Ulus Baker’e göre ahlâkın en saf biçimi budur: Kimsenin bilmeyeceği halde doğru olanı yapmak.
Hayat bize insanları sözlerinden çok davranışlarıyla tanımayı öğretir. Bazen bunu öğrenmek için yıllara ihtiyacımız olur.
Birinin “Yanındayım” demesi kolaydır.
Asıl mesele, gerçekten ihtiyacınız olduğunda yanında olup olmadığıdır.
“Değerlisin” demek kolaydır.
Asıl mesele, sizi değersiz hissettirecek davranışlardan kaçınıp kaçınmadığıdır.
“Seni seviyorum” demek kolaydır.
Asıl mesele, o sevgiyi gündelik hayatın küçük ayrıntılarında hissettirip hissettirmediğidir.
Çünkü sevgi, büyük cümlelerden çok küçük davranışlarda yaşar.
Bir insanın sizi gerçekten düşündüğünü, gün içinde söylediği romantik sözlerden daha çok, sizin sevdiğiniz bir ayrıntıyı hatırlamasından anlarsınız.
Yorgun olduğunuzu fark etmesinden…
Söylemeden neye ihtiyacınız olduğunu anlamaya çalışmasından…
Kırıldığınızda kendisini savunmak yerine sizi anlamaya çalışmasından…
Başarınızdan gerçekten mutlu olmasından…
Yanınızda olmadığınız zamanlarda bile hakkınızda iyi konuşmasından…
İşte sevgi biraz da budur.
Gürültüsüz, gösterişsiz ve çoğu zaman fark edilmeden yapılan küçük iyiliklerin toplamı.
İnsan ilişkilerinde en büyük yanılgılarımızdan biri, insanların söylediklerine davranışlarından daha fazla inanmamızdır.
Çünkü duymak hoşumuza gider.
“Sen benim için özelsin.”
“Ben seni asla bırakmam.”
“Ben değiştim.”
“Artık her şey farklı olacak.”
Bu cümleler kulağa güzel gelir. Fakat hayatın gerçeği, cümlelerin bittiği yerde başlar.
Değiştiğini söyleyen insanın davranışları değişmiş mi?
Sizi önemsediğini söyleyen insan, zamanını ve dikkatini size ayırıyor mu?
Sizi sevdiğini söyleyen insan, sevgisini yalnızca güzel günlerde mi gösteriyor, yoksa zor zamanlarda da taşıyabiliyor mu?
Çünkü insanın gerçek karakteri, rahat zamanlarda değil, zorluk karşısında belirginleşir.
Fırtınasız denizde herkes iyi kaptandır.
Asıl mesele dalgalar yükseldiğinde dümeni nasıl tuttuğundur.
Bu yüzden hayatımızdaki bazı insanları kaybettikten sonra onların aslında kim olduğunu daha iyi anlarız.
Çünkü mesafe, bazen gerçeğin daha net görünmesini sağlar.
Bir insan yanımızdayken onun sözlerine, vaatlerine ve ihtimallerine inanırız. Gittikten sonra geriye yalnızca yaptıkları kalır.
Ve insan bir süre sonra şunu fark eder:
“Bana söylediklerinden çok, bana hissettirdikleri gerçekmiş.”
Bu fark ediş bazen acıdır.
Ama aynı zamanda özgürleştiricidir.
İnsan, başkalarının sözlerini değil davranışlarını ölçü almaya başladığında, hayatındaki birçok belirsizlik ortadan kalkar.
Artık birinin sizi sevip sevmediğini uzun uzun düşünmek zorunda kalmazsınız.
Bakarsınız.
Dinlersiniz.
Hissedersiniz.
Ve anlarsınız.
Kendimiz için de aynı dürüstlüğü göstermek gerekir.
Başkalarının davranışlarını sorgularken kendi davranışlarımızı görmezden gelmek kolaydır. Oysa insanın en zor yüzleşmesi başkalarıyla değil, kendisiyle yaptığı yüzleşmedir.
Kendimize sormalıyız:
Söylediğim insan mıyım?
İnandığım değerleri gerçekten yaşıyor muyum?
Sevdiğimi söylediğim insanlara sevgimi hissettiriyor muyum?
Affetmekten söz ederken hâlâ geçmişin öfkesini taşıyor muyum?
Dürüstlükten söz ederken kendime bile itiraf edemediğim şeyler var mı?
İnsan kendi hikâyesinde hem yazar hem oyuncu hem de seyirci olur. Fakat gerçek olgunluk, kendi yazdığı hikâyeyi dışarıdan izleyebilme cesaretidir.
Kendimize dürüst olduğumuz gün değişim başlar.
İnsan, kusurlarını saklamaya çalıştığı sürece onları büyütür. Onları kabul ettiği anda ise dönüştürmeye başlayabilir.
Hayatın ilerleyen yıllarında insan şunu daha iyi anlıyor:
Her şey söylenmek zorunda değil.
Bazı insanlar hayatınıza girdiklerinde büyük cümleler kurmazlar. Size gelecek vaat etmezler. Sonsuzluk sözleri söylemezler.
Sadece oradadırlar.
İhtiyacınız olduğunda.
Mutlu olduğunuzda.
Sessiz kaldığınızda.
Düştüğünüzde.
Bazen hiçbir şey söylemeden yanınızda otururlar.
Ve zamanla anlarsınız ki, insanın hayatında en kıymetli olanlar çoğu zaman kendilerini en çok anlatanlar değil, varlıklarını en çok hissettirenlerdir.
Çünkü gerçek sevgi bir deklarasyon değildir.
Bir davranış biçimidir.
Bir bakışta, bir dokunuşta, bir bekleyişte, bir özürde, bir fedakârlıkta, bir sabırda kendisini gösterir.
Sevgi “Seni seviyorum” cümlesinin içinde değil yalnızca; o cümlenin ardından gelen hayatta saklıdır.
Bu yüzden insanları sözlerine göre değil, hayatınızda bıraktıkları izlere göre değerlendirmek gerekir.
Bazı insanlar çok şey söyler ve hiçbir şey bırakmaz.
Bazıları ise çok az konuşur ama hayatınıza sessizce dokunur.
Aradan yıllar geçer; bir bakışını, bir cümlesini, bir iyiliğini, zor bir gününüzde yanınızda oluşunu hatırlarsınız.
İşte insanın gerçek etkisi budur.
Ne kadar konuştuğunuz değil, bir başkasının hayatında ne kadar hakiki bir iz bıraktığınız.
Sonunda hepimiz söylediğimiz sözlerden çok yaptıklarımızla hatırlanacağız.
“İyi bir insandım” demenin hiçbir anlamı yoktur.
İyilik yapılmışsa zaten görünür.
“Çok sevdim” demenin de bir anlamı yoktur.
Sevgi yaşanmışsa zaten hissedilir.
Belki hayatın en güzel sırrı burada saklıdır:
Sevgi, söylenmekten çok yaşatıldığında gerçektir.
Bir insanın “Seni seviyorum” demesine değil, seni sevdiğini anbean hissettirmesine inanırsın.
Çünkü söz kulağa ulaşır; davranış kalbe.
Ve insan, hayatının sonunda en çok duyduğu sözleri değil, kendisine gerçekten hissettirilmiş duyguları hatırlar.
Gerçek sevginin kazandığı yer tam olarak burasıdır:
“Seni seviyorum” diyenler değil; sevgisini her an, her davranışında hissettirenler kalır.
Sözlerin Ötesinde: İnsan, Davranışlarının Aynasıdır


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın