neresinden başlasak bilemedim. “Memento” gibi darma dağınık bir anlatımla mı yoksa “Eternal Sunshine of the Spottles Mind” gibi sonunu başından vererek mi? İyisi içimden geldiği gibi kendi hissiyatlarımla girişeyim olaya. Bir yanda Nolan’ın ikinci uzun metraj filmi ancak birincisiyle yeteri kadar parlama yakalayamamasından dolayı onun için önemli bir basamak olan “Memento” var. Diğer yanınızda ise Jim Carrey’nin sürekli aesthetic wallpaper tweetlerinde dolanan renkli saçlı bir hanımefendiyle oturuşunun olduğu filmimiz “Eternal Sunshine of the Spottles Mind”.
Evet iki filmde girişini yapamayacak kadar zor filmler aslında. Çünkü insanın bir şeylerin üstesinden gelemeyişinin nedeni olurken, tersineyse üstesinden gelmesi için de ihtiyacı olan bellek ve zamanın iç içe olduğu filmler. 2000’lerin başlarında aslında böyle uçuk fikirli filmler sinemaya oldukça tat katarken bir yandan seyircinin de beklentilerinin değiştiği yöne evriliyordu. Türk sinemasında da aynı dönemde auteur yönetmenler filmler çekecek ve dünyada yeni bir sinema dönemine kapılar aralanıyordu. Memento bu dönemde Nolan’ın gerçekten auteur oluşunun bir manifestosuydu. Çünkü filmin anlatı yapısı ve oldukça basit hikayesi yönetmenin istediği izleyim deneyimine ulaştırıyordu. Mementoyu izlerken katarsis yaşayabilirsiniz. Çünkü hikaye herkesin başına gelebilir. Herkes bir kazadan ötürü kısa süreli hafıza kaybı yaşayabilir. Bu sebeplerle birlikte Nolan sizi hissetmeye davet ediyor. Hissederken izliyor, izledikçe de hissiyatı doruklarına çıkarıyorsunuz. Neyin gerçek neyin sahte olduğu birbirine karışıyor. Ana karakterimizin amacı olan intikamı alıp alamayacağını bizde onunla birlikte merakla takip ediyoruz. Bazen Nathalie’ye güveniyor, bazende Teddy’ye karşı uyuz oluyoruz. Ama nihayetinde neyin gerçek ve neyin doğru olduğunu insani bir şekilde öğreniyoruz. Filmin sonunu spoiler vermeden yorumlamak isterim. French-House müzik yapan ve bu türün babası olarak gördüğüm Daft Punk’ın bir albümünün adı şöyledir “Human After All” yani “Nihayetinde İnsan”. Memento finalinde bende bunu anımsadım. Kendimize hayatı, yaşamayı, zamanı, belleğimizi, sosyal ilişkilerimizi ve bize dair her şeyimizi nasıl bir içgüdüyle ilerlettiğimizi hatırlattı. Bazen sorunsuz bir günün ardına ufak çaplı bir sorun bulup çözme isteği mesela. Bu dikmediğiniz önemsiz söküğünüz bile olabilir. İnsan kendisinin kurdudur. Memento filminin hikayeside sonuçta bize diyor ki “Nihayetinde İnsan”
Gelelim Eternal Sunshine of the Spottles Mind filmine. Bu film herkesin ihtiyaç duyduğu ama bir o kadar da içindeyken boğuluyormuşcasına kurtulmak çabalayacağı bir şeyi anlatıyor. “Belleğinizden Birini Silmek” Evet kısaca hatırlayacağınızı düşündüğünüz her şeyden birisini silmek. Yani o insanla tanışmamış olmak. Ama bunu bireysel bir şekilde tek taraflı yapıyorsunuz. Hayatınızda o insana dair her şeyi toparlıyor randevunuzu alıyorsunuz. Kontroller tamamlandıktan sonra o insanı bir daha hiç hatırlamamak üzere siliyorsunuz Tabi ki işiniz yaver giderse eğer karşınızda ki insan aşırıya kaçmazsa kararını bile hatırlamadığınız bu silme işlemi başarıya ulaşıyor. Ulaşıyor da ulaşsa zaten film bambaşka bişey anlatırdı. Film sonundan başına doğru gittiğini sezdirmeden size doğru geliyor. Hikaye gayet “Truman Show” filmini ilk izleyişiniz gibi gayet normal başlıyor. Ardından karşımıza o rengarek saçlı hanımefendi çıkıyor. Aslında bu rengarenkliği bize tabi ki bilinçli gösterilen bir tercih. Bu ayrık renk kontrastıyla birlikte biz dikkatimizi neyin çekeceğini öğreniyoruz. Sonrasındaysa dikkatli izleyicilerin göreceği üzere karakterimizin saçı renk değiştiriyor. Bu karakterin evrimi ve hikaye anlatısında zamanın hangi döneminde ki halini bize gösterdiğini görüyoruz. Filmi izledikten sonra eğer bu yazıyo okuyorsanız şanslısınız çünkü ben izledikten sonra yazıyorum ve yorumluyorum. Ben katarsisimi gayet başarılı bir şekilde yaptığımı söyleyebilirim. Herkesin hayatında tanımak isterken tanımamış olmanın ihtimalini düşüneceği kimseler oluyor. Bu sizi mutu eden veya mutsuz eden kişilere karşı bile. Ya o olmasa daha mutlu/mutsuz olur muydum sorusu kurtçuk gibi düşüyor aklımızın ortasına. Bu yüzden film gayet başarılı bir seyirci izlenimi sunmaktadır. Filmde bir başka değinmek istediğim konu ise içinde olduğumuzda boğulacağımız o şey. Cesaret edip odanızda. atamadığınız o gereksiz eşya gibi. Bir gün odanıza yorgun argın gelip yatağınıza girersiniz ve anneniz sizin yerinize o eşyayı atmış. Siz de istemiyordunuz zaten. Ama bir burulursunuz. Üzülür belki de annenize bile sorarsınız o eşyama noldu diye. Bu gayet basit bir insani reflekstir. Size ait olan ve size tanık olan şeylerden kurtulmak isterken, buna cesaret edememenizin asıl sebebi o şeyin sizi bir nebze de olsa siz yapıyor olması. Üzüntünüze, sevincinize, heyecanınıza hatta bir çok ilk anlarınıza şahit olmuştur belki. Eşya metaforu aslında hayatınıza ortak edeceğiniz birisi için basit kalabilir. Ama bu insanlarda tanık olurlar, gözlemlerler ve size geri bildirimde bulunurlar. Sizse buna değer verirken vermemeye başlasanız bile artık sizin için iyi veya kötü bir sebebi olur o şeyin. Ve cesaretinizi kırıp kendini imha ettirmenize engel olur bu tür şeyler.
Memento ve Eternal Sunshine of the Spottles Mind filmleri için aslında bu kadar kısa yazmak içimi çok rahatlamıyor ama sıcağı sıcağına değinmek istediğim kabaca konular bunlar. Belki birer tane ayrı ayrı filmlerin yorumlandığı hem izleyici hem sinemacı gözüyle yazılar yazarım. Ancak iki filmin en ortak noktası insanın en önemli yapısı bellektir. Biz hatırladığımız yaşadığımız bir çok şeyiz aslında. Hayatımızda belki farkında olmadan yaşadığımız kolaylıklar veya zorluklar bize aslında bir çivi bir nalı diye giden o deyimin etkisini yapıyor. Çünkü bu yaşanılan şeyler içgüdüsel bir iz bırakırken biz bu içgüdüyle hareket ediyoruz. Her şeyin başında insanız ve düşünebilen varlıklarız. Yaşadığımız bir çok şeyin sonunda düşünmemek tercihimizse bile bunu düşünmüş olmalıyız. Bu sebeple belleğimiz bizim sınavımız halinde bizle birlikte bu serüvene tanık oluyor. Memento hastalığı haline gelmiş ve iyi bir sınavı anlatıyor, Eternal Sunshine of the Spottles Mind ise bize bu bellekten bir taşı çekmenin mücadelesini anlatıyor. Diyebilirsiniz ki insani şeyler ve herkeste farklılık gösterebilir. Ama ben şuna inanıyorum “Human After All”


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın