Bugünün Rahatlığı mı, Yarının Huzuru mu?
İyi kararların tuhaf bir huyu vardır: Çoğu zaman verildiği anda alkışlanmazlar.
Doğru kararı verdiğinizi düşündüğünüzde kendinizi daha iyi değil, daha kötü hissedersiniz. Bir ilişkiden çıkarsınız ve ilk günlerde özlersiniz. Bir iş teklifini reddedersiniz ve çevrenizdeki herkes “Böyle fırsat bir daha gelmez,” der. Birine “hayır” dersiniz ve gece yatağa girdiğinizde vicdanınız sizi sorgu odasına alır. Bir alışkanlığı bırakmaya karar verirsiniz; hayat bir süreliğine sanki bütün eğlence aboneliklerini iptal etmişsiniz gibi gelir.
Çünkü doğru karar her zaman rahatlatmaz.
Doğru karar, bugününüze küçük bir acı bırakıp geleceğinizden büyük bir yükü alır.
İnsan zihni ise çoğu zaman gelecekteki huzurdan çok bugünkü rahatlığa ikna olmaya meyillidir. Bir tatlıyı şimdi yemek, sağlıklı beslenme kararını yarına bırakmaktan daha caziptir. Bir problemi konuşmak yerine susmak daha kolaydır. Sevmediğimiz bir işi bırakmak yerine “biraz daha dayanayım” demek daha konforludur.
Ne var ki hayatın en pahalı hataları genellikle o anda çok ucuz görünen kararlardan çıkar.
Kolay olan ile doğru olan arasındaki mesafe
Stoacı filozoflar insanın hayatındaki en büyük mücadelelerden birinin, kontrol edebildiği şeylerle edemediği şeyleri birbirinden ayırmak olduğunu söyler.
Epiktetos’un düşüncesinin merkezinde şu fikir vardır: Bazı şeyler bizim elimizdedir, bazıları ise değildir. Fakat modern insan bu basit ayrımı öylesine karmaşıklaştırdı ki artık başkasının ne düşündüğünü bile kişisel sorumluluğumuz zannediyoruz.
Birisi mesajınıza geç cevap verdi.
Hemen zihinsel kriz masası kuruluyor.
“Acaba neden cevap vermedi?”
“Bir şey mi oldu?”
“Benden mi soğudu?”
“Instagram’da aktif ama bana yazmıyor!”
Stoacı filozof burada muhtemelen telefonu masaya bırakıp derin bir nefes alırdı. Biz ise çevrimiçi durumunu üç farklı cihazdan kontrol eder olduk.
Asıl mesele şudur:
İyi karar, çoğu zaman başkalarının davranışlarını değiştirmekten önce kendi davranışlarımızı yönetmeyi gerektirir.
Bir insanın sizi sevmesini sağlayamazsınız. Ama size değer vermeyen birinin hayatınızdaki yerini değiştirebilirsiniz.
Geçmişi değiştiremezsiniz. Ama geçmişin bugün vereceğiniz kararları yönetmesine izin vermeyebilirsiniz.
Bir başkasının sizin hakkınızdaki düşüncesini kontrol edemezsiniz. Fakat o düşünce uğruna kendinizden ne kadar vazgeçeceğinizi kontrol edebilirsiniz.
İşte olgunluk biraz da burada başlar.
Çünkü çocukluk çoğu zaman “Ben ne istiyorum?” diye sorar.
Olgunluk ise bunun yanına başka bir soruyu koyar:
“Bunun bedelini yarın kim ödeyecek?”
Bugünkü rahatlık bazen yarının borcudur. Hayatın ekonomik bir tarafı da vardır. Bazı kararlar hemen ödeme ister. Bazıları ise borçlandırır. Bugün bir problemi görmezden gelirsiniz; yarın büyümüş hâliyle karşınıza çıkar. Bugün sınır koymazsınız; yarın insanların sınırlarınızı olmadığını düşünmesine şaşırırsınız. Bugün sevmediğiniz bir hayatı sırf alıştığınız için sürdürürsünüz; yıllar sonra “Ben ne zaman kendi hayatımı yaşamayı bıraktım?” diye sorarsınız.
Günümüz insanı belirsizlik ve değişim içinde yaşamaktadır. İlişkiler, işler, kimlikler ve aidiyetler daha akışkan hâle gelmiştir. İnsan bir yandan özgürleşmiş, diğer yandan seçmek zorunda olduğu seçeneklerin ağırlığı altında kalmıştır.
Eskiden bazı kararları toplum sizin yerinize veriyordu. Şimdi seçenekler çok fazla.
Hangi meslek?
Hangi şehir?
Hangi insan?
Hangi hayat?
Hangi ilişki?
Hangi ben?
Özgürlük güzel şeydir ama küçük bir kullanım kılavuzuyla gelmediği için insanı yorabilir.
Ve modern insanın en büyük problemlerinden biri yanlış karar vermekten çok, karar vermeyi sürekli ertelemesidir. Çünkü karar vermediğinizde başarısız olma ihtimaliniz yokmuş gibi gelir. Oysa karar vermemek de bir karardır. Sadece faturası daha geç gelir.
Aristoteles ve “iyi hayat” meselesi
Aristoteles için iyi yaşam yalnızca haz almak değildi. Ona göre insanın amacı, erdemlerle şekillenmiş anlamlı bir yaşam sürmekti.
Bugünün dünyasında ise başarı çoğu zaman konforla karıştırılıyor.
Daha büyük ev.
Daha iyi araba.
Daha çok para.
Daha fazla takipçi.
Daha fazla seçenek.
Daha çok tüketim.
Fakat bütün bunların ortasında insanın kendisine sorması gereken basit bir soru var:
“Bunların hepsi arttığında ben gerçekten daha iyi bir insan mı oluyorum?”
Çünkü hayat yalnızca sahip olduklarımızın toplamı değildir.
Bazen hayatımızdan çıkardıklarımız, sahip olduklarımızdan daha değerlidir.
Yanlış bir ilişkinin bitmesi.
Gereksiz bir dostluğun sona ermesi.
Size zarar veren bir alışkanlığın bırakılması.
Sürekli kendinizi kanıtlamaya çalıştığınız bir ortamdan uzaklaşmak.
Her tartışmayı kazanma ihtiyacından vazgeçmek.
Bunların hiçbiri sosyal medyada “başarı” başlığı altında paylaşılmayabilir.
Ama insanın iç dünyasında ciddi bir temizlik yaratabilir.
Marie Kondo muhtemelen hayatımızdaki bazı insanlara da “Size neşe veriyor mu?” diye sormamızı önerirdi.
Gerçi bunu yaparsak arkadaş listemiz hızlıca küçülebilir. Doğru karar bazen yalnız bırakır. İnsan sosyal bir varlıktır. Sosyoloji bize bireyin kendisini yalnızca kendi düşünceleriyle değil, ait olduğu gruplar aracılığıyla da tanımladığını gösterir.
Aile.
Arkadaş çevresi.
İş hayatı.
Toplum.
Kültür.
İnsan çoğu zaman kendi kararlarından önce çevresinin tepkisini düşünür.
“Ne derler?”
İnsanlık tarihinin en kısa ama en yorucu cümlelerinden biridir.
Bir insan yanlış olduğunu bildiği yerde sırf yalnız kalmamak için durabilir.
Bitmiş bir ilişkiyi sırf çevresine ayrılığın nedenini açıklamak zor olacağı için sürdürebilir.
Onu huzursuz eden bir işi sırf herkes onu başarılı gördüğü için bırakmayabilir.
Amaçsız bir hayatı sırf dışarıdan güzel göründüğü için yaşamaya devam edebilir.
Oysa insanın hayatındaki bazı doğru kararlar, kalabalıkla birlikte değil, kalabalıktan ayrılarak alınır.
Nietzsche’nin düşüncesinde bireyin kendi yolunu bulması önemli bir temadır. “Kendi yolunu” bulmak kulağa romantik gelir; fakat işin romantik olmayan kısmı şudur:
Kendi yolunuzu seçtiğinizde, herkesin sizinle gelmesini bekleyemezsiniz.
Bazen doğru karar sizi bir süre yalnız bırakır.
Lakin yalnız kalmak ile yanlış yerde kalmak arasında önemli bir fark vardır.
Biri geçici bir sessizliktir.
Diğeri uzun süreli bir kayboluştur.
Şairler bunu bizden daha önce fark etti
Şairler, insanın kararlarının sonuçlarını filozoflardan daha duygusal bir dille anlatmıştır.
Cemal Süreya’nın şiirlerinde insanın seçimleri, ayrılıkları, kayıpları ve yeniden başlamaları arasında hep ince bir çizgi vardır. Çünkü hayatın bazı gerçekleri mantıksal olarak açıklanabilir ama duygusal olarak yaşanır.
‘Biliyorum sana giden yollar kapalı…’”
Cemal Süreya
Nazım Hikmet’in dizelerinde de insanın geleceğe, umuda ve mücadeleye dönük güçlü bir tarafı vardır. İnsan yalnızca bugünün koşullarından ibaret değildir; yarına dair taşıdığı ihtimaldir aynı zamanda.
“Sende, ben, imkânsızlığı seviyorum, fakat asla ümitsizliği değil.”
Nazım Hikmet Ran
Belki de bu yüzden iyi kararların değerini anlamak için yalnızca bugüne bakmamak gerekir. Bir karar verdiğinizde kendinize şunu sorun:
“Bu karar beni beş yıl sonra nasıl bir insan yapacak?”
Bu soru çok güçlüdür.
Çünkü bugünkü siz, bugünün duygularıyla karar verir.
Beş yıl sonraki siz ise bugünkü kararların sonuçlarıyla yaşayacaktır.
Bazen gelecekteki kendimize borç bırakıyoruz.
Hem de faizli.
Duygular karar verirken kötü bir danışman olabilir. Bu duygular kötü demek değildir. Tam tersine, insan olmanın en önemli parçalarından biridir. Ama duyguların her zaman iyi bir navigasyon sistemi olduğunu düşünmek de biraz cesurca olur.
Öfkeliyken verilen kararlar çoğu zaman cezalandırmak ister.
Korkuyken verilen kararlar kaçmak ister.
Yalnızken verilen kararlar tutunmak ister.
Aşıkken verilen kararlar ise bazen nüfus müdürlüğüne bile haber vermeden gelecek planı yapabilir.
Oysa iyi karar için duygu ile düşüncenin birlikte çalışması gerekir.
Daniel Kahneman’ın çalışmalarında insan zihninin hızlı ve sezgisel düşünme biçimi ile daha yavaş ve analitik düşünme biçimi arasındaki ayrım önemli bir yer tutar.
Beynimiz hızlı karar vermeyi sever.
Çünkü hızlı karar enerji tasarrufu sağlar.
Ama hayatımızın önemli kararları bazen hızlı verilmemesi gereken kararlardır.
Bir insanla evlenmek.
İşten ayrılmak.
Başka bir şehre taşınmak.
Büyük bir yatırım yapmak.
İlişkiyi bitirmek.
Paylaşım bitmiş bir dostluğu tamamen geride bırakmak.
Bunlar “Şu an ne hissediyorum?” sorusuyla tek başına çözülebilecek meseleler değildir.
Bazen daha önemli soru şudur:
“Şu an hissettiğim şey, geçtikten sonra da bu kararı doğru bulacak mıyım?”
Pişmanlıkların çoğu yanlış karardan değil, ertelenmiş doğrudan doğar
İnsanlar genellikle yaptıkları hatalardan pişman olduklarını söyler.
Ama yaş ilerledikçe başka türden bir pişmanlık daha belirginleşir:
Yapmadıklarının pişmanlığı.
Söylenmeyen sözler.
Gidilmeyen yollar.
Bırakılmayan işler.
Bitirilmeyen ilişkiler.
Başlanmayan hayaller.
Korkudan ertelenen hayatlar.
Şair T. S. Eliot’ın meşhur sorusu burada anlam kazanır: “Başlangıcımızın sonu nerede?”
Hayatın ironisi şu ki bir şeyin sona ermesi, aslında başka bir şeyin başlamasıdır.
Bir kapının kapanması yalnızca kayıp değildir.
Yanlış odayı terk etmektir.
İyi karar her zaman mutlu hissettirmez
Bu belki de öğrenmemiz gereken en önemli şeylerden biri.
Mutluluk ile doğruluk her zaman aynı yerde durmaz.
Diyet yapmak istediğinizde pasta daha caziptir.
Spor yapmak istediğinizde kanepe daha ikna edicidir.
Çalışmanız gerektiğinde telefon daha eğlencelidir.
Bir gerçeği söylemeniz gerektiğinde susmak daha huzurlu görünür.
Ama hayat yalnızca anlık hazların toplamı değildir.
İnsanın karakteri, biraz da kısa vadeli rahatlık ile uzun vadeli anlam arasında yaptığı seçimlerle oluşur.
Viktor Frankl’ın düşüncesinde insanın koşullar karşısında kendi tutumunu seçebilmesi merkezi bir yere sahiptir. İnsan her zaman koşullarını seçemez; fakat onlara nasıl cevap vereceği konusunda belli bir özgürlüğe sahiptir.
Gerçek özgürlük tam da burada başlar.
Her istediğimizi yapmak değil.
Her istediğimizi yapmak zorunda olmadığımızı bilmek.
Çünkü insanın özgürlüğü bazen “evet” diyebilmesinde değil, gerektiğinde “hayır” diyebilmesindedir.
Gelecekteki kendiniz sizi izliyor
Hayatınızı yalnızca bugünkü haliniz için kurmayın.
Çünkü bugünkü siz geçici.
Yarınki siz, bugünkü kararlarınızın sonucudur.
Bugün sınır koyarsanız, yarın daha özgür olabilirsiniz.
Bugün sabrederseniz, yarın daha güçlü olabilirsiniz
Bugün vazgeçmeniz gereken bir şeyden vazgeçerseniz, yarın daha hafif yürüyebilirsiniz.
Bugün yalnız kalmayı göze alırsanız, yarın kendinize daha yakın olabilirsiniz.
Bazen hayatın en iyi kararları alkışlanmaz.
Çünkü bazı kararların ödülü hemen gelmez.
Sessizce gelir.
Bir sabah daha huzurlu uyanırsınız.
Bir insanın yokluğunun artık canınızı yakmadığını fark edersiniz.
Eskiden sizi öfkelendiren şeylere artık gülüp geçersiniz.
Kendinizi başkalarına kanıtlama ihtiyacınız azalır.
Ve bir gün geriye dönüp dersiniz ki:
“İyi ki o gün kolay olanı değil, doğru olanı seçmişim.”
Çünkü hayat yalnızca bugün nasıl hissettiğinizden ibaret değildir.
Hayat, yarın nasıl bir insan olarak uyanmak istediğinizle de ilgilidir.
“En iyi karar, bugün sizi mutsuz eden ama yarın sizi kendinize geri getiren karardır.”
Bugünün Rahatlığı mı, Yarının Huzuru mu?


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın