Gitmek İstediğim Yerde Kalmak

Gitmek İstediğim Yerde Kalmak
0 Beğen
0 Yorum

“Ne kadar kaçmak ve uzaklaşmak arzusu ile dolu isem, o kadar da bağlanmak, kalmak, bağdaş kurup oturmak istiyorum.”

Sait Faik Abasıyanık

İstediğin şey gitmek değil, bir süreliğine kimse olmamaktır.
Telefon çalmasın.
Kimse bir şey sormasın.
Kimse senden bir cevap, bir açıklama, bir karar beklemesin.
Sabah uyandığında seni bekleyen sorumluluklar değil, koyu bir kahve ve biraz sessizlik olsun.
Bir çanta alıp uzaklara gitme fikri burada güzel görünür.
Bir sahil kasabası.
Sahilde zeytin ağaçlarının arasına saklanmış küçük bir ev.
Sabah kahvesi.
Akşam deniz.
Kimse seni tanımıyor. Sen de kimseyi tanımıyorsun. İnsan, hayatını sıfırlayabileceğini sanıyor.
Oysa unutulan bir şey var: İnsan nereye giderse gitsin, kendisini de yanında götürüyor.

Bunu bana yıllar önce sevdiğim bir abim anlatmıştı. Boşanmasının ardından uzun süre yurt dışında kalmıştı. Döndüğünde yanına gidip “Nasılsın?” diye sordum. Kafasını dağıtmış, sorunları geride bırakmış bir cevap bekledim.

Bir süre düşündü.

Sonra gülümseyerek: “Giderken kafamı da yanımda götürmüşüm.” dedi.

O cümle aklımda kaldı.
Adresini değiştirmek kolaydır. Zor olan, zihnindeki adresi değiştirmek.
Yarım kalmış konuşmalar gelir insanın peşinden.
Veremediği cevaplar.
Gece yarısı aklına düşen eski bir cümle.
Pişmanlıklar, korkular, alışkanlıklar…
Sadece manzara değişir.
Bir süre sonra deniz bile yetmez içindeki huzursuzluğa.
İnsanın kaçmak istediği yer çoğu zaman yaşadığı şehir değil, kendi zihnidir.
Sait Faik’in cümlesini bu yüzden seviyorum.
İnsanın tuhaflığını tek seferde yakalıyor.
Gitmek istiyoruz. Kalmak da.
Uzaklaşmak istiyoruz. Ait olmak da.
Özgür olmak istiyoruz. Birinin bizi beklemesini de.
Kapıyı çekip çıkmak istiyoruz. Sonra dönüp kapının arkasında bir ışık yandığını görmek hoşumuza gidiyor.

İnsan dediğin böyle tuhaf bir yaratık.

Bavulu hazırlamak kolay, kendini taşımak zor
Hayatın belli dönemlerinde her şeyi bırakıp gitmek çok cazip gelir. Aynı masada aynı insanlarla aynı konuşmaları yapmaktan yorulmuşsundur. İşin artık sana ait değilmiş gibi gelir. Bir ilişkinin içinde kendinden geriye ne kaldığını düşünmeye başlamışsındır. Aynı sokaklar, aynı yüzler, aynı hikâyeler üzerine fazla geliyordur.
Sonra zihninde o meşhur cümle belirir:
“Bir gün çekip gideceğim.”
Nereye?
Önemli değil.
Yeter ki burası olmasın.

İnsanın kendine sorması gereken soru: “Ben gerçekten gitmek mi istiyorum, yoksa burada kalmanın ağırlığından mı kaçıyorum?”
İkisi aynı şey değildir. Gitmek de gerekir. İlişki biter. İş bırakılır. Şehir terk edilir. Arkadaşlıklar sona erer.
İnsan yıllardır taşıdığı yükleri sırtından indirir ve rahat bir nefes alır. Kapılar insanın yüzüne kapandığında, arkalarından teşekkür etmek gerekir.
Mesele gitmek değil.
Neden gittiğini bilmek.
Çünkü insan neyi geride bıraktığını bilmiyorsa, nereye gittiğinin de pek önemi kalmaz.
Bu yüzden asıl soru:
“Nereye gitmek istiyorum?” değil,
“Burada beni bu kadar yoran ne?”
Cevabı bulmadan çıkılan her yol, sonunda insanı yine kendisine çıkarır.
Dünyanın öbür ucuna gidersin.
Başka bir deniz görürsün.
Başka sokaklarda yürürsün.
Kimse seni tanımaz.
İlk günler iyi gelir.
Sonra gece odada yalnız kalırsın.
Dışarıdan bilmediğin bir şehrin sesleri gelir.
Ve anlarsın: Manzara değişmiştir. Sen hâlâ oradasın.
İşte insanın kendisiyle karşılaşması burada başlar.
Hayatını değiştirmek başka bir şehir değildir. Aynı evde başka türlü yaşamaya başlamaktır. Yıllardır sustuğun bir şeyi söylemektir. İlişkide kendinden vazgeçtiğini fark edip geri dönmektir. Bazen de hiçbir yere gitmeden, hayatında artık sana ait olmayan şeylere yer vermemektir.
Aradığımız o küçük sahil kasabası da belki bu yüzden yalnızca bir yer değildir.
Bir his.
Bir hâl.
İnsanın kendi hayatında ilk kez rahatça nefes alabildiği bir alan.

Sait Faik’in sözündeki çelişki burada başka bir anlam kazanıyor.
Kaçmak istiyoruz.
Ama aslında aradığımız şey kaçacak bir yer değil;
kalabileceğimiz bir hayat.

İnsanın bütün hayatı gitmek istediği yeri aramakla geçmiyor. Mesele, bir gün gitmek zorunda hissetmediği bir hayat kurabilmektir.
Bağdaş kurup oturabileceği…
Telefonun çalmadığı için değil, çaldığında açmak istediği…
Kapının ardında kimse olmadığı için değil, orada kalmak istediği için kapıyı kapattığı hayat.
İnsanın sonunda vardığı yer bir şehir, bir ev ya da uzak bir ülke değil. Kendisinden kaçmadan da oturabildiği yerdir.

Çünkü insanın gitmek istediği yer, dünyanın herhangi bir yerinde değildir.
Gitmek istediği yer, sonunda kalmak istediği kendisidir.
 
 

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın