Kronos’un Zamansız Tragedia’sı

Kronos’un Zamansız Tragedia’sı
2 Beğen
0 Yorum

Bir anda her şey, hiçbir şeye dönüştü…

Zaman, çapasını kaybetmiş bir kayık gibi engin denizde dolaşıp duruyor yalnızca. Ne dün farklıydı, ne bugün, ne de yarın farklı olacak.  Saatlerin bile dünyanın son kıyısına kaçtığı bir zaman dilimindeyim. Varlığım, bedenim, benden başka bir bilince sahip, başka bir sistem dahilinde hayatını sürdürmeye devam ediyor ama zihnim zamansızlıkta hapsoldu.  Ormanın içinde kaybolmuş, dağın zirvesinde unutulup tipiye tutulmuş gibi. Gün doğuyor/gün batıyor ama hep aynı alacakaranlık. Kalbim, bir bedenime koşuyor, bir zihnime, yoruldu, çok yoruldu. Ruhumla bırakmak istiyorum zihnimi, zamansız bir karanlığa, olmuyor. Uyanık, o kadar kendinde ki, sürekli tekrarlarından, bilmediğim bir lisanı konuşuyormuş gibi, duyamıyorum, anlayamıyorum. Sesler hem çok uzak, hem de yanıbaşımdaymış gibi, bazen tarif edilemeyecek kadar yabancı, bazen de yabancıların en yakını.  Zihnim kayboluyor, bedenime hapsetmek istiyorum, ruhsuzluktan da yoruldum, kovalamaktan da. Zincirini kırmış ama özgürlüğünden memnun değil. Korkuyor, bedensiz kalmaktan korktuğunu anlıyorum, biliyorum. Ama ikisini birbirine, ikisini birlikte zamana hapsedemiyorum. Zamanın artık bir yanılsamadan ibaret olduğunu düşünüyor. Oysa yanılsamalar tekrarlandıkça boyutu büyür ve gerçekmiş gibi algılanmaya, hatta aksi ısrarla reddedilir. Reddediyor… Israrla reddediyor. Tanrıya iman etmekten daha büyük bir inançla, yanılsamaya inanmak istiyor. Sabırla ve ısrarla gerçekliği parça parça ediyor, sabırla ve ısrarla kendi gerçekliğini inşa ediyor. Oysa zamanın olduğu bir dünyada, hiçbir şey asla bir daha, bir an önceki haline dönemez. Zihnimin, zamansızlığın kıyısında dolaşma ve kendi gerçeğini yeniden inşa etme arzusu, zamanı şiddetle reddedişi, eski haline dönemeyeceğini bildiği için midir?

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın