Tekrardan merhaba. Son dönemde sıkça röportaj yayımladığımın farkındayım; ancak geçtiğimiz haftalarda paylaştığım "Sanatın Yapaylığı ve Gerçekliğin Sancısı" dosyasının gördüğü yoğun ilgi, beni düşüncelerimi daha doğrudan ifade ettiğim bu yazılarla sizleri buluşturmaya teşvik etti.
Bugün odaklanacağımız konu; müzik masalarında sıkça açılan ama genellikle cevapsız bırakılan, o "görünmez el" üzerine. Bazen şaşırıyoruz: "Bu isim nasıl oldu da altı ayda bu kadar hızlı bir çıkış yakaladı?" İşte bu sorunun cevabı, ismini benim koyduğum bir metaforun içinde gizli: Müzik A.Ş.
Hissedarlar Koltuğunda Kimler Var?
Müzik A.Ş.’nin yönetim kurulunda kimlerin oturduğunu düşündüğümüzde akla ilk gelenler şüphesiz Spotify ve Apple Music gibi dev platformlar oluyor. Bu platformlar sadece birer araç değil, piyasanın akışına ve estetik algımıza hükmedebilen devasa hissedarlardır. Peki, bu tahakküm nasıl mümkün oluyor?
Şunu düşünün: Bir listeye giriyorsunuz ve sürekli birbirine benzeyen, adeta "olsa da olur olmasa da olur" diyebileceğimiz şarkılar ardı ardına çalıyor. Ne "çok iyi" diyebiliyorsunuz ne de "çok kötü". Bir playlist kirliliği içinde, iyiyle kötünün arasındaki çizgi silikleşiyor. Sözde amaç bağımsız sanatçıların keşfedilmesini sağlamak; ancak bu gri denizin içinde kimin gerçekten umurunda yeni bir grubun o samimi şarkısı? İyiyi kötüden ayıramadığımız bir vasatlık sarmalına hapsolmuş durumdayız.
Algoritma: Yeni Nesil "El Öpme" Ritüeli
Eskiden sektörün "büyüklerinin" elini öpmeden kaset çıkaramazdınız; şimdiyse algoritmanın onayını almanız gerekiyor. "Algoritma aslında iyi bir şey, herkesin tarzına göre müzik sunuyor" şeklindeki o sığ argümanı lütfen bir kenara bırakalım ve sürece objektif bir gözle bakalım.
Bir düşünelim: Ben sıkı bir Güncel Gürsel Artıktay dinleyicisiyim. Bana "Ömür boyu tek bir şarkı dinleme hakkın olsa neyi seçersin?" diye sorsalar, tereddütsüz "Uzak Yol" derim. Fakat sadece o şarkıyı dinlediğimi hayal ettiğimde, ufkumun ne kadar daralacağını, aynı düşüncelere nasıl hapsolacağımı görebiliyorum. Sürekli eski sevgilimi hatırlar, yeni insanları tanıma yetimi kaybederdim (gerçi şu an durum pek farklı değil ama konumuz bu değil).
İşte algoritmalar tam olarak bunu yapıyor. Bizi aynı tarz şarkılara, aynı duygu durumlarına hapsediyor. Bu stabilleşme, bir süre sonra düşünsel bir nefret ve tek tipleşmeyi getiriyor. Platformlar bizi "senden çok var" dedirtecek kadar standartlaştırıyor.
Koleksiyon Kültüründen Dijital Tekelliğe
Eskiden müzik her yerdeydi; kasetçilerde, plakçılarda fiziksel bir karşılığı vardı. Şimdi ise müzik sadece dijitalde yaşıyor. Plak kültürü ise "koleksiyon" adı altında pragmatik bir sömürü alanına dönüştü; 60 TL’lik bir değer, sırf o etiketle 600 TL’ye çıkabiliyor. Plak takıntım olmasa da piyasanın bu manipülatif tavrını net bir şekilde okuyabiliyorum.
Türkiye’de ve Dünyada Müzik A.Ş. konusu tek bir yazıya sığmayacak kadar derin. Bu konuyu bir seriye bağlamak, içimi daha net dökmemi sağlayacak.
Sizin bu "şirketleşmiş" müzik düzeni hakkındaki düşünceleriniz neler? Benimle sosyal medya hesaplarım üzerinden iletişime geçebilir, daha anonim kalmak isterseniz mail atabilirsiniz. Gelin, bu meseleyi birlikte deşelim.

Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın