İlkay Sipahi: “Müzikte artık susmak yok”
Yeni teklisi “Sen Diye” ile dinleyiciyle buluşan İlkay Sipahi, hem müziğe dönüş sürecini hem de kariyer yolculuğunu anlattı.
İlkay Sipahi’den yıllar sonra güçlü dönüş
– “Sen Diye” ile yoğun bir dönemdesiniz. Nasıl gidiyor süreç?
Çok iyiyim. Oldukça yoğun bir süreçteyim. Yeni şarkılar yetiştirmeye çalışıyorum. Onun dışında her şey şahane gidiyor diyebilirim.
“Dörtyüz’de hiçbir zaman kavga olmadı”
– Bir dönem içinde yer aldığınız Dörtyüz grubuyla ilgili hâlâ çok soru geliyor. Grup dağıldı mı?
Bizde aslında “dağılma” diye bir şey olmadı. İki albüm ve iki single yaptık. O dönem her şey çok yolundaydı. Sonrasında hep birlikte bir karar aldık ve solo kariyerlerimize de alan açalım istedik. Önce ben solo çalışmalara başladım, ardından Onur albüm yaptı. Gülnur da kendi yolunda devam etti. Ama dostluğumuz her zaman baki kaldı. Zaman zaman bir araya gelip tekrar bir şeyler üretmemiz de mümkün. Bizde olaylı bir ayrılık hiç olmadı, kavga dövüş de yaşanmadı. Sadece herkes kendi yolunu çizdi.
– Grubun kurucusu siz miydiniz?
Aslında kurucu diye bir şey yok. Dörtyüz bir projeydi. Yapımcılar tarafından planlanmış bir projeydi.
– Manifest grubu gibi bir proje grupları gibi diyebilir miyiz?
Son dönemdeki oluşumlara çok hakim olmasam da evet, aşağı yukarı öyle. Bizim proje de bir audition süreci sonucunda oluşturulmuştu. Yaklaşık 200–250 kişi denenmişti o dönemde. Ben gruba en son katılan üyeydim. Benden önce bir arkadaş vardı ama yollar ayrılmıştı. Bana teklif geldiğinde benim de bir solo projem vardı. Ama Dörtyüz çok büyük ve ciddi bir projeydi; çok iyi planlanmıştı ve ciddi yatırımlar vardı. O yüzden dahil olmayı çok istedim.
– Aslında kendi yolunda ilerlerken bir gruba dahil olmak zor bir karar değil mi?
Birçok durumda zor olabilir ama Dörtyüz’de öyle değildi. Gerçekten çok iyi planlanmış bir işti. Kostümlerinden kliplerine, şarkılarından aranjelerine kadar her şey çok iyi hazırlanmıştı. Biz de hayran hayran bakıp kabul ettik diyebilirim. Mutlu mutlu yaptık.
– Sonrasında solo kariyeriniz başladı…
Evet, 2010 yılında ilk solo albümümü yayımladım. Albümün adı “Aşkın İlk Hali”ydi. Çıkış şarkısı ise “Sarılıp Günahına”ydı. O dönem çok ilginç bir şey oldu; şarkı o yıl düğünlerde en çok çalan aşk şarkılarından biri oldu. Çok güzel bir geri dönüş aldı.
– Ardından Manevra projesi geldi.
Evet, Manevra benim uzun zamandır yapmak istediğim bir rock projesiydi. O dönem “Güneşi Beklerken” dizisi için bizden bir şarkı istediler. Çok beğenildi ve dizide yayınlandı. Ardından yaklaşık bir buçuk yıllık bir süreçte albüm hazırladık. Manevra bir albüm ve iki single ile devam etti.
– Türk Vizyon’a da katıldınız sanırım.
Evet. Türkiye’nin Eurovision’dan çekilmesinden sonra Türk Vizyon diye bir etkinlik düzenlendi. Ben de katıldım ve finale kadar gittik. İlk beşe girdik. Benim için çok güzel bir deneyimdi.
– Sonrasında müziğe bir süre ara verdiniz. Neden böyle bir karar aldınız?
Tamamen kendimle ilgili bir durumdu. Biraz dinlenmek istedim. Ama dinlenme süreci uzadı diyebilirim. O dönemde hiç yazamıyordum. Kalem adeta susmuştu. Sonra bir gün bir anda her şey tekrar akmaya başladı. Hayatımda çok farklı bir döneme girdim ve o süreç beni tekrar buraya getirdi.
– Şarkı sözleri size nasıl geliyor? Önce söz mü geliyor yoksa melodi mi?
Genelde önce bir cümle geliyor. O cümle zihnimde kalıyor. Ensturmanist olmamın verdiği kolaylıkla, enstrümanı elime alıyorum; ya gitar ya piyano başında oluyorum. Küçük küçük dokunuşlarla devamı akmaya başlıyor. Bir bakıyorum ses kaydediciyi açmışım ve şarkı oluşmuş.
‘’Müzikte önemli olan trend değil, iyi şarkı”
– Ara verdiğiniz dönemde müzik sektörünü takip ettiniz mi?
Hayır, tamamen kendimi kapattım diyebilirim. Geri dönmeye karar verdiğimde de sektöre bakmadım. Sadece kendime şu soruyu sordum: “Bu enerjiye hâlâ sahip miyim?” Çünkü bu işin yüzde 99’u enerji. O enerjinin bende hâlâ olduğunu görünce devam etmeye karar verdim. Sektöre bakmadım. Geçmişte de bakmazdım. Ya benim tarzım bu değil. Ben güzel olan bir şeyi yapabilmenin tarafındayım hep. Sektör nereye giderse gitsin. Her ürünün bir şekilde bir alıcısı vardır. İyi ürünün alıcısı ya niş bir kitle oluşturur. Kendi çapında bir kitlesi vardır. Ya her zaman her şeyin bir alıcısı olabilir. Bu sebeple kendini çeşitli şablonlara sıkıştırma. Şu an sektör bu yöne gitti, bu yönde ilerle diye bir konuma sokma derim hep kendi kendime. Benim hayat görüşüm bu yönde. Herkes bunu yapıyor, biz de buna göre bir şarkı yapmalıyız gibi bir yerden bakmıyorum. Bu bakış açısı tecrübesizlik işi olur. Yani müzik böyle bir şey değil. Herkes bir şeyi yapıyor ve ben oradan gitmeliyim dersen o ilk yapanı daha da yüceltirsin. Kendini de taklitçi ya da sıradan biri haline getirirsin. Sen en iyi yapabildiğin şeyi yap. Onu insanlara sunmaya çalış ve bir şekilde o ulaşabiliyorsa sen zaten yürüyorsun. İyi şarkı, iyi söz, iyi aranje, iyi enstrümanistler, bunlar bir araya geldiğinde güzel bir iş çıkıyorsa mutlaka bir yere gelecektir.
“Ara verdim ama kalemim yeniden akmaya başladı”
– Peki müzik tarzınızda bir değişiklik olacak mı? Manevra’daki gibi daha rock bir çizgiye döner misiniz?
Pop–rock çizgisinde devam edeceğim. Bu benim içimden gelen bir tarz. Çok farklı bir yere gitmem ama zamanla müziğimiz biraz daha sertleşebilir.
– Sahne repertuarınız nasıl olacak?
Kendi şarkılarım tabii ki öncelikli olacak. Ama söylemekten keyif aldığım başka şarkılar da var. Onları da repertuvara ekliyorum.
– Şarkıcılığa başlama hikayenizde esinlendiğiniz isimler var mı? En sevdiğiniz yabancı sanatçılar kimler?
Şarkıcılığa başlama konum Stevie Wonder. Çocuk yaşta onu dinleyip, taklit ederek büyüdüm. Küçükken doğru adam taklit edilirse, o kişiye çok şey katıyor. Stevie Wonder, benim şarkıcılığımı çok geliştirdi bilmeden. Caz odaklı akademik müzik eğitiminden de mezun olan biri olarak bu tarzında armonisini aldım. Robbie Williams’ı canlı sahnem de çalmayı çok severim. John Mayer da hayran olduğum isimlerden biri. Gitaristliği, vokali ve sahnedeki duruşu gerçekten müthiş.
Sahnede 1000 kişi varsa, 1000 kişiyle göz teması kurarım.
-Sahnede sizi farklı kılan şey nedir? Enstrumanda seni sen yapan şey nedir?
Ben sahnede çok statik duran biri değilim. Seyirciyle göz teması kurmayı, sahnede hareket etmeyi seviyorum. O gün sahneyi izlemeye gelenler arasında 1000 kişi varsa, 1000 kişiyle de o göz temasına girerim. Beni ben yapan, farklı kılan imzam ise sesim. Enstruman yerine, sesimle imzamı atıyorum. Ben enstrumanı yan destekleyici olarak kullanıyorum.
– İleride düet projeleri düşünüyor musunuz?
Tabii ki olabilir. Bununla ilgili bir sınırım yok. Şarkı güzel olsun ve iyi bir yorumcu olsun, birlikte çalışmak mümkün.
– Aileniz müziğe yönelmenizi nasıl karşıladı?
Bu konuda çok şanslıydım. Annem ve babam her zaman destek oldu. Hatta ben müziğe başlamadan önce profesyonel basketbol oynuyordum. Hayatım hep spor ve müzik arasında geçti. Ya topçuydum ya popçuydum. Beyaz yaka olarak kendimi hiç göremedim. İki konuda da beni çok desteklediler. Sağ olsunlar. Hatta şöyle keyifli bir anımız da var. Annem sanat müziği korosunda aynı zamanda. Ara verdiğim dönemde, benden daha çok konser verdi.
O kapı tamamen kapandı.
– Uzun bir aradan sonra geri döndünüz. Tekrar bir ara verme ihtimali var mı?
Hayır, artık yok. O kapı tamamen kapandı. Şu an elimizde hazır bekleyen 6–7 şarkı var. Çok güzel bir ekiple çalışıyorum. Onların da emeği çok büyük. O yüzden müzik artık devam edecek.
– Yakın dönem planlarınız neler?
Mayıstan sonra sahnelere çok yoğun bir şekilde dönmeyi planlıyorum. Öyle bir tempo olacak ki sahneden inmeyeceğim diyebilirim.
– Dinleyicilerinize bir mesajınız var mı?
Herkese çok teşekkür ediyorum.Yeni projelerimin hepsini yayınlamayı heyecanla bekliyorum.

Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın