“İyiye gidiyorsa tadını çıkart, sonsuza kadar sürmeyecek.
Kötüye gidiyorsa boş ver, o da sonsuza kadar sürmeyecek.”
La Edri
Bu sözü ilk kez oyuncu Tom Hanks’in katıldığı bir sohbet programında duymuştum.
Hanks sözü söylerken öyle büyük bir hayat dersi veriyormuş gibi konuşmuyordu. Sanki hayatın çok basit ama yaşarken unuttuğumuz gerçeğini hatırlatıyordu.
Hiçbir şey sonsuza kadar sürmüyor.
İyi olan da.
Kötü olan da.
İnsanın hayatla kurduğu ilişkiyi, değiştirebilecek kadar güçlü olan tarafı budur. İyi zamanlarımızda bunu unutuyoruz. Her şey yolunda giderken hayatın hep böyle devam edeceğini sanıyoruz. Sevdiğimiz insan yanımızda, işlerimiz yolunda, sağlığımız yerinde, cebimizde paramız, kafamızda planlarımız varken o anın geçici olduğunu düşünmek istemiyoruz.
Sanki hayat bize küçük bir torpil yapmış ve bu düzen hep böyle devam edecek gibi davranıyoruz. Sonra kötü bir şey olduğunda da tam tersini yapıyoruz.
Bir ayrılık yaşanıyor. İş bitiyor. Dostluk bozuluyor. Plan dağılıyor.
Zihnimiz hemen aynı cümleyi kuruyor: “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.”
Aslında bu çok doğru. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Ama bu, her şeyin kötü kalacağı anlamına da gelmiyor. Hayatın en acımasız ve aynı zamanda en merhametli tarafı şu: Değişiyor.
İyi günlerin kıymetini bilmek
Güzel şeylerin içindeyken onların değerini yeterince anlayamıyoruz. Çocukken yaz tatillerinin bitmeyeceğini sanıyorduk. Yaz akşamı arkadaşlarla sahilde otururken o gecenin bir daha aynı şekilde yaşanmayacağını düşünmüyorduk. Sevdiğimiz insanın yüzüne bakarken, bir gün o yüzün hayatımızdan tamamen çıkabileceğini hesaba katmıyorduk.
Hayatın doğası böyle. Güzellik geldiğinde onun içinde kayboluyoruz. Oysa mutluluğun en önemli şartlarından biri, onun geçici olduğunu bilmek.
Seneca'nın düşüncelerinde sık sık karşılaştığımız ölüm ve zaman meselesi burada anlam kazanıyor. Stoacılar hayatın geçiciliğini karamsarlık üretmek için değil, hayatı daha bilinçli yaşamak için hatırlatıyordu.
Yaşananların bitecek olması onu değersizleştirmez.
Tam tersine; Bir gün biteceğini bilmek, ona daha dikkatli bakmayı öğretir.
Gün batımının güzelliği, ertesi gün yeniden doğacak olmasından değil; o günkü gün batımının bir daha aynı şekilde gelmeyecek olmasından kaynaklanır.
Bir insanla geçirdiğin güzel bir akşamın değeri, sonsuza kadar sürecek olmasında değildir. Tam tersine, bir daha aynısının yaşanmayacak olmasındadır.
Bu nedenle iyiye gidiyorsa tadını çıkart.
Telefonu bırak.
Fotoğraf çekmek yerine sadece izle.
Yemekte acele etme.
Sevdiğine sarıl.
Arkadaşlarınla gül.
Denizin karşısında hiçbir şey düşünmeden otur. Hayatın bize verdiği güzel şeylerin önemli bir kısmı, biz onları sonsuza kadar sanırken elimizden akıp gidiyor.
Kötü günlerde aklımızdan çıkardığımız cümle
“Kötüye gidiyorsa boş ver, sonsuza kadar sürmeyecek.”
İnsan acı çektiğinde zaman duygusunu kaybediyor. O an yaşadığı şey, sanki hayatının tamamıymış gibi geliyor. Kalp kırıklığı yaşadığında sadece bugünü değil, yarını da acının içine yerleştiriyor. Başarısızlık yaşadığında kendisini başarısız biri olarak görmeye başlıyor. Kayıp yaşadığında hayatın geri kalanını da o kaybın rengiyle boyuyor.
Oysa hayat böyle çalışmıyor.
Bugün çok kötü olabilir.
Ama bugün, hayatın tamamı değildir.
Marcus Aurelius'un Stoacı düşüncesinde önemli olan şeylerden biri de insanın değiştiremeyeceği şeylerle kavga etmek yerine kendi tavrına yönelmesidir.
Başımıza gelenleri seçemeyiz. Ama yaşadığımız şeyin bizi neye dönüştüreceği konusunda belli bir payımız olabilir. Ayrılığın ardından sonsuza kadar kırgın kalmak zorunda değiliz. Başarısızlıktan sonra hayatımızı başarısızlık üzerine kurmak zorunda değiliz. Bir insanın bizi terk etmesi, kendimizi terk etmemizi gerektirmez.
Hayatımızda yaşanan kötü şeylerin üzerine bir de kendi zihnimizden acı ekliyoruz.
Olay bitiyor. Lakin biz onu yıllarca anlatmaya devam ediyoruz. İnsan yaşadığı acıdan değil, acıyı sürekli yeniden yaşamaktan yoruluyor.
Her şey geçiyor, biz değişerek geçiyoruz…
Herakleitos'un dünyasında, “aynı nehirde iki kez yıkanamazsınız.”
Hem nehir değişir hem de insan. Bence hayatın en güzel taraflarından biri de burada. Bugün canını yakan şey, birkaç yıl sonra aynı yerde durmaz. Hatta dönüp baktığında, “İyi ki böyle olmuş” bile diyebilirsin. Bu, yaşadığın acının o zaman gerçek olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine. O zaman gerçekten canın yanmıştır. Zira hikâyesiz, yaşadığımız olaylardan daha büyüktür. Bir dönem hayatının merkezinde olan şey, yıllar sonra hikâyenin sadece bir paragrafına dönüşür.
Bunu hepimiz yaşadık.
Bir zamanlar onsuz eksik kalacağınızı düşündüğümüz insanlar bugün hayatımızda değil. Dünyanın sonu sandığımız problemleri bugün hatırladığımızda gülümsüyoruz. Büyük görünen bazı meseleler, zamanın içinde küçülüp kayboldular.
Zaman sadece iyileştirmiyor; aynı zamanda perspektif de kazandırıyor.
Mesele sürekli mutlu olmak değil
Kişisel gelişim dünyası bize sürekli mutlu olmamız gerekiyormuş gibi davranıyor. Her sabah pozitif düşün. Negatif insanları hayatından çıkar. Enerjini yükselt. Kötü şeyleri düşünme. Her şey güzel olacak. Bunların kulağa hoş gelen tarafları var ama hayat böyle değil.
Bazen gerçekten kötü olacak.
Kaybedeceğiz.
Yanlış insanı seçeceğiz.
Bazen çok isteyip elde edemeyeceğiz.
Bazen de hiçbir suçumuz yokken canımız yanacak.
Bunların, hayatın bir parçası olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.
Mevlânâ'nın düşüncesinde de insanın dönüşümü, hayatın sadece güzel taraflarına tutunarak gerçekleşmez. Acı, kayıp, ayrılık ve eksiklik de insanın kendisini tanıdığı yerlerdir.
İnsan biraz da kırıldığı yerlerden kendisini öğrenir.
Nerede fazla bağlandığını…
Nerede kendisini unuttuğunu…
Neyi gerçekten istediğini…
Neye artık tahammül edemediğini…
Ve en önemlisi, neyin geçici olduğunu.
Bugün iyiyse, bugün yaşa
Hayatın bize oynadığı oyunlardan biri de geleceği fazla ciddiye almamaktır. Geleceğin nasıl olacağını bilmiyoruz. Bugün sevdiğin insan yarın olmayabilir. Sahip olduğun para yarın olmayabilir. Yaptığın iş birkaç yıl sonra değersizleşir. Sağlıklı olan bedenin zamanla değişebilir. Ama tüm bunları düşünerek, hayatı zehir etmek de anlamsız.
Buradaki mesele “Nasıl olsa bitecek” deyip hiçbir şeye bağlanmamak da değil.
Tam tersine. Biteceğini bilerek bağlanmak.
Sevmekten vazgeçmemek.
Sahip olmaya çalışmamak.
Mutlu olduğunda korkuyla mutluluğunu bozmamak.
Kötü olduğunda da “Bu hep böyle kalacak” diye kendini kandırmamak. İyi günün de kötü günün de ortak bir özelliği var: İkisi de misafir.
Biri geldiğinde kapıyı aç.
Diğeri geldiğinde biraz sabret.
Çünkü hiçbirimiz hayatın bütününü yönetemiyoruz. Sadece elimizdeki günü yaşayabiliyoruz. O yüzden bugün güzelse tadını çıkar. Seviyorsan söyle. Özlediysen ara. Gülüyorsan biraz daha gül. Deniz güzelse denize bak. Sofrada sevdiğin insanlar varsa telefonunu çıkarma.
O anın bir daha gelmeyeceğini bilmek, onu küçültmez. Kıymetini artırır.
Ve bugün kötüysen…
Biraz dur. Her şeyi çözmek zorunda değilsin. Bugün güçlü görünmek zorunda da değilsin. Canın yanıyorsa yansın. Ağlayacaksan ağla.
Kendine şu cümleyi hatırlat: Bu da geçecek.
Ancak burada küçük bir tuzak var. “Nasıl olsa geçecek” diye iyi günleri ertelememek gerektiği gibi, kötü günlerin geçmesini beklerken hayatını da askıya almamak gerekiyor. İnsan acısının geçmesini beklerken yaşamayı unutuyor. Mutlu olmak için şartların düzelmesini bekliyor. Sevmek için yeniden incinmeyeceğinden emin olmak istiyor. Her şey yoluna girdiğinde sıfırdan başlayacağını sanıyor.
O gün gelmiyor. Hayatın “artık hazırsın” dediği kusursuz bir sabah yok. Hayat, bütün yaralarımız kapanmışken başlamıyor.
Hayat zaten o yaraların arasında devam ediyor.
Belki La Edri'nin sözünü bu yüzden sevdim. Bize sadece teselli vermiyor.
Bizi biraz da silkeliyor.
İyiysen, uyan.
Kötüysen, dayan.
Ama hiçbirinde kendini kaybetme. Mutluluğun geçici olması, onu yaşamamak için gerekçe değildir. Acının geçici olması da onun içinde sonsuza kadar oturmak için gerekçe değildir.
İyi gün geldiğinde “nasıl olsa bitecek” deyip korkma.
Kötü gün geldiğinde “hep böyle olacak” deyip teslim olma.
İkisi de geçecek.
Ve geriye bir tek soru kalacak: Hayat geçip giderken sen gerçekten yaşadın mı, yoksa bir şeylerin düzelmesini beklerken onu kaçırdın mı?


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın